Franklin D. Roosevelt, 1940 yılının sonlarında Amerikan halkına durumu anlatırken basit ama çarpıcı bir metafor kullandı: ‘Komşunuzun evi yanıyorsa, ona yangın hortumunu satmazsınız; ödünç verirsiniz.’ İşte 11 Mart 1941’de imzalanan ‘H.R. 1776’ sayılı Lend-Lease (Ödünç Verme ve Kiralama) Yasası’nın kalbi bu düşünceydi. ABD henüz savaşa girmemişti ancak İngiltere’nin Nazi Almanyası karşısında nakit rezervleri tükenmişti. Bu yasa, Washington’ın ‘Demokrasinin Cephaneliği’ (Arsenal of Democracy) rolünü resmileştirdiği an oldu.
Programın ölçeği, modern savaşın lojistik gerçeklerini yeniden tanımladı. Savaş sonuna kadar toplam 50,1 milyar dolarlık (bugünün parasıyla yaklaşık 700 milyar dolar) malzeme sevk edildi. Bunun 31 milyar doları İngiltere’ye, 11 milyar doları ise Sovyetler Birliği’ne gitti. Ancak asıl fark yaratan detaylardı: Kızıl Ordu askerlerinin Berlin’e girerken kullandığı efsanevi ‘Katyuşa’ roketatarlarının çoğu Amerikan yapımı Studebaker kamyonlarının üzerine monte edilmişti. Sovyet demiryolu ağının ayakta kalmasını sağlayan lokomotiflerin yarısından fazlası ve askerlerin postallarının derisi ABD’den gelmişti.
Stalin, 1943 Tahran Konferansı’nda ‘Amerikan makineleri olmasaydı bu savaşı asla kazanamazdık’ diyerek bu desteğin hayati önemini itiraf etti. Özellikle 1941-1942 kışında, Sovyet sanayisi Uralların ötesine taşınırken oluşan üretim boşluğunu Lend-Lease doldurdu. Sadece silah değil; milyonlarca ton konserve et (Spam), havacılık yakıtı ve alüminyum sevkiyatı, Müttefiklerin ‘dayanma kapasitesini’ Almanların ‘imha kapasitesinin’ üzerine çıkardı.
Lend-Lease, savaşın sadece cephede değil, fabrikalarda ve limanlarda kazanıldığının kanıtıydı. Murmansk konvoylarının dondurucu soğuğunda veya İran koridorunun tozlu yollarında taşınan her bir sandık, Mihver devletlerinin stratejik hesaplarını altüst etti. Hitler’in ‘yozlaşmış’ olarak gördüğü Amerikan endüstrisi, savaşın en kritik değişkeni haline gelmişti.
Detaylı anlatım: II. Dünya Savaşı’nın Tarihi: Nasıl Başladı ve Sonuçlandı?

