Savaş 1945’te bittiğinde, Avrupa’nın haritası artık diplomatlar tarafından değil, orduların durduğu yerler tarafından çizilmişti. Churchill’in 1946’da Missouri’de dediği gibi: ‘Baltık’taki Stettin’den Adriyatik’teki Trieste’ye kadar kıtaya bir Demir Perde indi.’ Bu perde, bir metafordan öte, beton, dikenli tel ve ideolojik bir duvardı.
Avrupa’nın doğusu, Kızıl Ordu’nun postalları altındaydı. Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve Çekoslovakya’da, Sovyet destekli komünist rejimler ‘salam taktiği’ ile (muhalefeti dilim dilim yok ederek) iktidara geldi. Batı Avrupa ise ABD’nin Marshall Planı (1948) ile ekonomik olarak ayağa kalktı ve NATO çatısı altında birleşti. Almanya, bu bölünmenin minyatür bir modeli olarak Doğu ve Batı diye ikiye ayrıldı; Berlin ise düşman denizi içindeki bir ada gibi kaldı.
Savaşın galipleri, birbirlerinin düşmanı olmuştu. 1948 Berlin Ablukası, sıcak savaşın bittiği ama barışın gelmediği yeni bir dönemin, ‘Soğuk Savaş’ın’ ilk büyük kriziydi. Yunan İç Savaşı’ndan Prag Darbesi’ne kadar her olay, iki süper gücün satranç tahtasındaki hamleleriydi.
II. Dünya Savaşı, faşizmi yendi ama Avrupa’nın merkezindeki birliği yarım asır boyunca yok etti. Kıta, nükleer silahların gölgesinde, ‘Dehşet Dengesi’ (Balance of Terror) üzerinde yaşayan iki silahlı kampa dönüştü. Savaşın gerçek bitişi, 1945’te değil, 1989’da Berlin Duvarı yıkıldığında gerçekleşecekti.
Detaylı anlatım: II. Dünya Savaşı’nın Tarihi: Nasıl Başladı ve Sonuçlandı?

