I. Dünya Savaşı’nda askerlerin çoğu mermiden değil, basit yaraların enfeksiyon kapmasından (kangren, sepsis) ölüyordu. II. Dünya Savaşı’nda ise askerlerin cebinde görünmez bir kalkan vardı: Penisilin. Alexander Fleming’in 1928’deki tesadüfi keşfi, savaşın acil ihtiyacıyla birleşince, Oxford Üniversitesi’nden Florey ve Chain tarafından kitlesel üretime hazır bir ilaca dönüştürüldü.
1943’e kadar penisilin o kadar değerliydi ki, hastaların idrarından tekrar süzülüp kullanılıyordu. Ancak ABD’nin endüstriyel gücü devreye girince (fermentasyon tankları kullanılarak), Normandiya Çıkarması için 2,3 milyon doz penisilin üretildi. Bu ‘mucize ilaç’, daha önce ölümcül olan zatürre, frengi ve yara enfeksiyonlarını basit bir tedaviye dönüştürdü. Müttefik askerlerinin enfeksiyondan ölüm oranı, I. Dünya Savaşı’na göre %90 azaldı.
Savaş tıbbı sadece antibiyotiklerle değil, kan transfüzyonu, yanık tedavisi (Sir Archibald McIndoe’nun ‘Guinea Pig Club’ı) ve travma cerrahisinde de devrim yarattı. Morfinin kullanışlı tek dozluk tüplerde (syrette) dağıtılması, yaralıların şoktan ölmesini engelledi.
Bir Alman doktorun savaş sonrası itirafı durumu özetliyordu: ‘Bizim ampute ettiğimiz (kestiğimiz) bacakları, Amerikalılar penisilinle iyileştiriyordu.’ Penisilin, Müttefiklerin gizli silahıydı; düşmanı öldürmüyor, kendi askerini hayatta tutuyordu.
Detaylı anlatım: II. Dünya Savaşı’nın Tarihi: Nasıl Başladı ve Sonuçlandı?

