Japonya tarihi, samuraylardan binlerce yıl önce, ‘Jomon’ (İp Desenli) adı verilen gizemli bir kültürle başlar (MÖ 14.000 – MÖ 300). Bu dönem, insanlık tarihinin en ilginç paradokslarından birini barındırır: Yerleşik hayata geçmiş, çömlek üreten ama tarım yapmayan avcı-toplayıcı bir toplum.
Dünyanın geri kalanında çömlekçilik genellikle tarımla (tahıl saklama ihtiyacıyla) başlarken, Jomon insanları bunu balık ve fındık bolluğu sayesinde başardı. Japon takımadalarının zengin ormanları ve denizleri, onlara göçebe olmadan yaşama lüksü sundu. Ürettikleri ‘alev desenli’ (Flame-style) vazolar, Picasso’yu bile kıskandıracak kadar karmaşık ve soyut sanat eserleriydi.
Arkeolojik bulgular, Jomon insanlarının köpekleri evcilleştirdiğini, lake (urushi) sanatını bildiğini ve şaşırtıcı derecede barışçıl bir toplum kurduğunu gösteriyor. Binlerce yıl süren bu dönemde, büyük savaşlara veya organize şiddete dair çok az iz bulundu. Bu, ‘savaşın insan doğasında olduğu’ tezine meydan okuyan bir ‘Japon ütopyası’ olabilir miydi?
Jomon dönemi, Japon estetiğinin temellerinin atıldığı zamandı: Doğaya saygı, asimetri ve el işçiliğine verilen önem. Bugün bile Japon mutfağının mevsimselliği ve sadeliği, bu eski orman toplayıcılarının mirasını taşır.
Detaylı anlatım: Japonya’nın Tarihi: Kuruluşundan Orta Çağ Dönemine Kadar

