Sophokles’in ‘Kral Oidipus’ tragedyasıyla ölümsüzleşen bu hikaye, antik dünyanın en korkunç ve en derin mitidir. Kehanet şudur: ‘Doğacak çocuk babasını öldürecek ve annesiyle evlenecek.’ Ailesi bunu önlemek için bebeği ölüme terk eder, ancak o kurtulur ve başka bir krallıkta prens olarak büyür.
Oidipus, kehaneti duyup ‘babasını’ (onu büyüten kralı) öldürmemek için evden kaçar. Ancak kaderin cilvesi (veya tuzağı) olarak, bir yol ayrımında tartıştığı gerçek babasını (bilmeden) öldürür. Teb şehrine gelip Sfenks’in bilmecesini (‘Sabah 4, öğlen 2, akşam 3 ayakla yürüyen nedir? – İnsan’) çözerek şehri kurtarır ve ödül olarak kraliçeyle (gerçek annesi Jocasta) evlenir.
Yıllar sonra gerçek ortaya çıktığında, Jocasta intihar eder, Oidipus ise utancından ve acısından kendi gözlerini kör eder. ‘Gözlerim açıkken gerçeği göremedim, şimdi körken hakikati görüyorum’ der.
Freud bu hikayeyi ‘Oidipus Kompleksi’ ile psikolojiye taşımış olsa da, mitin asıl teması ‘Kader’ (Moira) ve insan bilgisinin sınırlarıdır. İnsan ne kadar zeki olursa olsun (Sfenks’i yenen zeka), tanrıların yazdığı senaryodan kaçamaz. Oidipus, kendi kaçışının onu felaketine götürdüğü trajik kahramandır.
Tragedyanın gücü de burada yatar: Oidipus’un yıkımı, bir ahlaksızlıktan değil, gerçeği arama cesaretinden doğar. Sofokles, bu hikayeyle Atina seyircisine ‘bilgi’ ile ‘huzur’ arasındaki acı seçimi gösterir. Oidipus’un anagnorisis’i (tanıma anı) ve peripeteia’sı (talihin tersine dönmesi), Batı anlatı geleneğinin en kalıcı dramatik mekanizması haline gelmiştir.
Detaylı anlatım: Mitolojik Karakterlerin Listesi

