Antik Roma’da cinsellik, modern ‘heteroseksüel’ veya ‘eşcinsel’ kimlikleri üzerinden değil, ‘aktif’ ve ‘pasif’ roller ile sosyal statü üzerinden tanımlanırdı. Özgür bir Roma vatandaşı erkeğin (civis), statüce kendisinden aşağı olan kişilerle (köleler, fahişeler, azatlılar) cinsel ilişkiye girmesi, ‘aktif’ (penetran) rolü üstlendiği sürece, cinsiyetine bakılmaksızın tamamen doğal ve kabul edilebilir sayılırdı.
Erkek erkeğe ilişkide tabu olan tek şey, özgür bir yetişkin erkeğin ‘pasif’ rolü üstlenmesiydi. Bu, erkeklik onuruna (virtus) aykırı, aşağılayıcı ve ‘kadınsı’ bir davranış olarak görülürdü. Siyasi rakipler birbirlerini ‘pasiflik’ veya ‘yumuşaklık’ (mollitia) ile suçlayarak itibarsızlaştırmaya çalışırdı. Jül Sezar bile, gençliğinde Bithynia Kralı Nicomedes ile yaşadığı iddia edilen ilişki nedeniyle ‘Her kadının kocası, her erkeğin karısı’ denilerek alaya alınmıştı.
Yunan pederastisinden (yetişkin erkek-oğlan ilişkisi) farklı olarak, Roma’da özgür doğmuş çocuklarla ilişki kesinlikle yasaktı ve ‘stuprum’ (tecavüz/yasadışı ilişki) kapsamında cezalandırılırdı. Arzu nesnesi genellikle ‘puer delicatus’ denilen güzel köle çocuklardı.
Lezbiyenlik (kadın kadına ilişki) ise Roma literatüründe çok az yer bulur ve genellikle doğaya aykırı, korkutucu bir sapma olarak (tribas) kınanırdı. Erkek egemen Roma zihniyeti, kadının aktif cinsel rol üstlenmesini veya bir erkeği taklit etmesini (falus benzeri araçlar kullanarak) tehdit olarak algılardı.
İmparator Hadrianus’un genç sevgilisi Antinous’a duyduğu derin aşk ve o Nil Nehri’nde boğulduktan sonra onu tanrılaştırması, imparatorluk gücünün normları nasıl esnetebildiğinin en uç örneğidir. Ancak Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte, cinsellik sadece evlilik içi üreme amacına indirgendi ve Roma’nın bu esnek cinsel ahlakı ‘günah’ ve ‘sapkınlık’ ilan edildi.
Detaylı anlatım: Antik Roma İnsanlarının Günlük Yaşamı

