Roma literatüründe ‘villa’, şehir surlarının dışındaki ev anlamına gelirdi, ancak işlevine göre ikiye ayrılırdı: ‘Villa Rustica’ (çiftlik evi) ve ‘Villa Urbana’ (şehirli/lüks villa). Bu ayrım, Romalı elitlerin ‘otium’ (boş zaman/dinlenme) ve ‘negotium’ (iş/ticaret) arasındaki denge arayışını yansıtır.
Villa Rustica, aslında bir tarımsal fabrikaydı. Genellikle köle emeğiyle işletilen bu çiftliklerde zeytinyağı, şarap, tahıl üretilir ve hayvancılık yapılırdı. Cato’nun tarım üzerine yazdığı eserlerde anlattığı gibi, bu villaların amacı kârdı. Sahibinin kaldığı bölüm mütevazı olsa da, presleme odaları, tahıl ambarları ve köle kışlaları geniş yer kaplardı.
Villa Urbana ise zenginlerin şehrin gürültüsünden, sıcağından ve hastalıklarından kaçtığı lüks sığınaklardı. Campania kıyılarında veya Tivoli tepelerinde kurulan bu villalar, mimari şaheserlerdi. İçlerinde özel hamamlar, kütüphaneler, sanat galerileri, peristil avlular ve manzaraya hakim yemek salonları (triclinium) bulunurdu. Hadrianus’un Tivoli’deki villası, imparatorluğun dört bir yanından kopyalanmış anıtlarla (Mısır kanalları, Yunan tapınakları) süslü, adeta küçük bir şehirdi.
Herculaneum’daki ‘Papyri Villası’, bir Villa Urbana’nın entelektüel boyutunu gösterir; içinde binlerce felsefe kitabı (papirüs rulosu) bulunmuştur. Romalı aristokratlar burada felsefe tartışır, şiir yazar ve Yunan kültürünü yaşatırlardı.
İmparatorluğun çöküşüyle birlikte, surlarla çevrilmeyen bu lüks villalar barbar akınlarına karşı savunmasız kaldı ve terk edildi. Ancak Villa Rustica’lar, kendi kendine yeten ekonomik yapıları sayesinde Orta Çağ’ın feodal malikânelerine ve manastırlarına dönüşerek varlıklarını sürdürdüler.
Detaylı anlatım: Antik Roma İnsanlarının Günlük Yaşamı

