Antik Yunan ve Pers: Savaş Alanının Ötesinde Birbirini Şekillendiren İki Güç

Antik Yunan şehir devletleri ile Pers İmparatorluğu arasında, Greko-Pers Savaşları'nın ötesine uzanan karmaşık bir ilişki vardı.

Yazar
11 Dakika Okuma
I. Xerxes
Kral Xerxes'in rölyefi

Özet

  • Savaş Öncesi İlişkiler: Yunanistan ve Pers; ticaret, diplomasi ve kültürel alışverişe dayalı bir ilişki sürdürüyordu. Atina’da Pers modası oldukça popülerdi.
  • Savaş Dönemi: İyon Ayaklanması, önce Darius I sonra da Kserkes önderliğindeki Yunan-Pers Savaşları’nı tetikledi. Savaşlar, Atina’nın yağmalanmasının ardından Pers yenilgisiyle sonuçlandı.
  • Yunanistan’ın En Büyük Düşmanı: Savaşlar, Yunanların Pers algısını kökten değiştirdi: Persler artık “barbar”, kralları “kadınsı” ve Yunan dünyası için varoluşsal bir tehdit olarak görülüyordu.
  • Sonrası: Savaşların ardından iki güç, İskender’in Pers’i fethine dek süren bir “Soğuk Savaş” dönemine girdi; üçüncü taraflar üzerinden çatışmalar ve ittifaklar devam etti.

Yunan-Pers Savaşları, antik dünyayı inceleyenlerin zihninde genellikle merkezi bir yer tutar. Bu savaş dizisi, Antik Yunan’ın siyasetini, edebiyatını ve kimliğini derinden etkilemiş olsa da, Yunan şehir devletleri ile Pers İmparatorluğu arasındaki ilişki, sadece elli yıllık bir savaş döneminden ibaret değildi. Üstelik bu ilişkiye dair elimizdeki tek bakış açısı Yunan tarafına ait; Perslerin çatışmaya dair görüşleri maalesef günümüze ulaşmadı. Bu yazı, Yunan şehir devletleri ile Pers İmparatorluğu arasındaki ilişkiyi savaş öncesi, sırası ve sonrasında üç ayrı evrede inceliyor.

MÖ 5. Yüzyıldan Önce Yunan-Pers İlişkileri

Yunan-Pers Savaşları’nın uzun gölgesine rağmen, özellikle MÖ 5. yüzyıl öncesinde Yunan şehir devletleri ile Pers İmparatorluğu arasındaki ilişki tamamen düşmanca değildi. İki taraf arasında güçlü bir ticaret bağı vardı; bu da malların, giyim tarzlarının ve sanat eserlerinin anakara Yunanistan’a yayılmasını sağladı. Savaşlardan önce, özellikle Atinalı üst sınıf Yunanlar için Pers kıyafetlerini ve geleneklerini benimsemek bir güç ve statü göstergesiydi.

Ticaretin yanı sıra, Yunan şehir devletleri ile Pers İmparatorluğu arasında siyasi bir ilişki de mevcuttu. Yunan elçiler, savaşlardan sonra bile sıklıkla Pers İmparatorluğu’nun başkentlerinden birinde kabul görürdü. MÖ 4. yüzyılda Spartalı Antalkidas, Pers’e elçi olarak gönderilen isimlerden biriydi. Pers kralları da sık sık Yunan sanatçıları ve hatipleri saraylarına davet ederdi; bunların en tanınmış örneği, Atinalı trajedi yazarı Euripides’tir.

İyon Meselesi

Yunanistan ve Pers arasındaki ilişkiyi karmaşıklaştıran önemli etkenlerden biri, İyon bölgesindeki Yunan şehir devletlerinin statüsüydü. İyon, bugünkü Türkiye’nin Ege kıyılarında yer alan ve çok sayıda Yunan kolonisine ev sahipliği yapan bir bölgeydi. Bu koloniler ilk olarak MÖ 560 civarında Lidyalılar tarafından fethedildi. Ancak Büyük Kiros zamanla Lidya Krallığı’nı yıktı ve bölgeyi Pers kontrolü altına aldı. O tarihten itibaren İyon’daki Yunan şehirleri, huzursuz Pers tebaası haline geldi; bu durum MÖ 5. yüzyılın başlarında İyon Ayaklanması’nı tetikledi.

Pek çok akademisyen, İyon Ayaklanması’nı (MÖ 499-493) Pers-Yunan Savaşları‘nın gayriresmî başlangıcı olarak kabul eder. Ayaklanma, İyon bölgesindeki çeşitli Yunan topluluklarının Pers İmparatorluğu’na karşı başlattığı askerî isyanları içeriyordu. İsyanın yaşandığı bölgeler arasında Aiolis, Kıbrıs, Karya, Miletos, Naksos ve daha pek çok yer bulunuyordu. Yaklaşık altı yıl süren ayaklanma, MÖ 493’te Pers zaferiyle sona erdi. Atina ve Eretria gibi Yunan şehir devletleri isyancılara destek sunmuş olsa da, bu destek yeterli düzeyde değildi. Ancak bu müdahale, I. Darius’un (Büyük Darius) dikkatini çekmek için yeterliydi.

Darius’un Yunanistan Seferi

MÖ 492’de, İyon Ayaklanması’nın bitiminden yalnızca bir yıl sonra, I. Darius Ege’deki topraklardan başlayarak Yunanistan’a bir sefer başlattı. Anakara Yunanistan’a ulaşmadan önce Pers ordusu, Makedonya’yı ve Yunanistan kıyılarındaki bazı adaları fethetti. Filo karaya çıkıp Atina’ya doğru ilerlemeye başladığında tarih MÖ 490’dı. Bu sefer sırasında anakara Yunanistan’da yaşanan tek büyük çatışma ise Marathon Muharebesi oldu.

Atinalı hoplitler, Pers ordusunun Atina’ya giden yolunu keserek onları geri püskürttü. Marathon (ve ikinci istila) hakkında sahip olduğumuz bilgilerin büyük kısmı, Yunan tarihçi Herodot’tan gelmektedir. Herodot, olayı adeta “Davut ile Golyat” misali anlatır: Sayıca çok daha az olan Atina ordusu (ve Plataia’dan gelen küçük bir birlik), devasa Pers ordusuna karşı Atina’yı korumak için mücadele eder.

Pers filosu hâlâ savunmasız şehre ulaşmak için denizden ilerlemeye çalışsa da, Atina ordusu hızla geri dönerek onları durdurdu ve Persleri geri dönmeye zorladı.

Bu muharebe, günümüzdeki maraton koşusunun da kökenini oluşturur. Savaş öncesinde, Pheidippides adlı bir Atinalı, Sparta’dan yardım istemek üzere koşarak yola çıkar. Ancak Sparta, dini bir festival nedeniyle zamanında yetişemez; bu yüzden Pheidippides Marathon’a geri dönmek zorunda kalır. Savaşın ardından ise, zafer haberini Atina’ya ulaştırmak üzere tam 42,195 kilometre (bugünkü maraton mesafesi) koşar. Şehre vardığında “Kazandık!” diye haykırır ve hayatını kaybeder.

Marathon’daki zafer, Yunanistan’a yapılan ilk istilayı sona erdirir. Aslında bu sefer daha çok Ege ve Yunanistan’ın kuzeyindeki bölgelerde gerçekleşen bir harekâttı; anakarada yalnızca tek bir muharebe yaşanmıştı. Bu istila genellikle Pers İmparatorluğu için bir başarısızlık olarak görülse de, Persler Marathon’daki yenilgilerinden önce birçok toprağı fethetmiş ve Trakya’yı yeniden kontrol altına almıştı.

Kserkes’in Yunanistan Seferi

Marathon Muharebesi’nden on yıl sonra, Darius’un oğlu I. Kserkes (Serhas, Xerxes), MÖ 480’de Yunanistan’a ikinci bir sefer başlattı. Herodot’a göre Kserkes, babasının yarım kalan seferini tamamlamak istiyordu; ancak bu, tarihçinin Pers kralının motivasyonlarına dair bir tahmininden ibarettir. Herodot ayrıca, seferin bazı yönlerini abartma eğilimindedir.

İlk seferin aksine –o zamanlar yalnızca Atina Pers İmparatorluğu’na karşı durmuştu– ikinci sefer, Yunanistan’ın daha geniş kesimlerini çatışmanın içine çekti. Herodot’un anlatılarında Atina’nın rolü hâlâ öne çıkarılsa da, Pers ordusuna karşı mücadele etmek için çok sayıda şehir ittifak kurdu. Sefer yalnızca bir yıl sürdü, ancak Yunan anakarasında çok sayıda muharebe yaşandı.

Pers filosu Hellespont’u geçip anakara Yunanistan’a ayak bastığında, ilk direnişle Termopylai’de karşılaştı. Bu dar geçit, Sparta ve müttefikleri tarafından savunuldu; ancak sonunda Yunan kuvvetleri yenilgiye uğradı. Termopylai’nin ardından Pers ordusu Atina’ya yürüdü ve şehri yağmaladı; Akropolis’i yaktı, kutsal alanları tahrip etti. Bu olay, Atina için MÖ 5. yüzyılın en sarsıcı gelişmelerinden biriydi ve Pers İmparatorluğu ile şehir devleti arasındaki ilişkiyi derinden etkiledi.

Atina’nın yağmalanmasının ardından, şehir devleti Pers kuvvetleriyle Salamis’te bir deniz muharebesine girişti; bu çatışma Atinalılara zafer getirdi ve denizcilik gururlarını pekiştirdi. Son büyük muharebe ise neredeyse bir yıl sonra Plataia’da gerçekleşti; Sparta, Atina, Korint, Megara ve diğer şehir devletlerinden oluşan geniş bir Yunan ittifakı burada yer aldı. Bu noktada Kserkes Pers’e dönmüş, geri kalan seferin komutasını generali Mardonios’a bırakmıştı.

Mardonios’un Plataia’daki yenilgisinin ardından, bazılarına göre Yunan-Pers Savaşları sona ermiş sayılır. Ancak çatışmalar, Ege’de ve ötesinde yaklaşık üç on yıl daha devam edecek, MÖ 449 civarında (tarihi tartışmalı olan) Kallias Barışı ile noktalanacaktı. Atina önderliğinde kurulan ve Delos Birliği olarak bilinen Yunan şehir devletleri ittifakı, çatışmaları sürdürmek amacıyla faaliyet gösterdi.

Antik Dönem Temsilleri

Pers İmparatorluğu ile Yunan şehir devletleri arasındaki ilişki her zaman düşmanca olmasa da, MÖ 5. yüzyılda Pers’in Yunan sanatındaki temsili ve edebiyattaki yeri, Yunan-Pers Savaşları’nın etkisiyle belirgin bir değişim geçirdi.

Dönemin Pers İmparatorluğu’na dair başlıca kaynağımız Herodot’tur ve kendisi MÖ 5. yüzyılda Pers kontrolündeki İyon’da doğmuştur. Bu nedenle, Pers İmparatorluğu’nu Yunanistan’ın “tek gerçek düşmanı” olarak sunma eğilimine katkıda bulunması şaşırtıcı değildir. Onun anlatısı, Yunan-Pers Savaşları’nı “Doğu” ile “Batı” arasında bir ayrım olarak algılamamızı şekillendirmede önemli rol oynamıştır.

Herodot anlatısına, Pers İmparatorluğu’nun ve krallarının tarihini aktararak başlar. Yunanistan’a ikinci seferi başlatan Kral Kserkes’i tasvir ederken, onu kadınsı, kibirli ve düşüncesiz olarak resmeder. Örneğin, ordusu Hellespont’u geçemediğinde Kserkes’in boğaza kamçı çektirdiği ünlü sahne vardır. Büyük olasılıkla uydurma olan bu sahne ilk kez Herodot’ta yer alır, sonraki yazarlarca da tekrar edilir ve bugün Kserkes’in hafızamızdaki imajının önemli bir parçasını oluşturur.

Pers İmparatorluğu’nun edebiyattaki temsilindeki değişimin yanı sıra, sanatsal temsillerde de yenilikler görürüz. Atina’nın yıkımının ardından, Atinalı siyasetçi Perikles, Akropolis’te bir yeniden inşa kampanyası başlattı. Bu kapsamda, Persler tarafından yıkılan eski Athena Tapınağı’nın yerine geçecek Parthenon’u finanse etti.

Parthenon’un üst kısmında uzanan friz, Amazonomakhia (Yunanlar ile Amazonlar arasındaki savaş) ve Kentauromakhia (Yunanlar ile sentaurlar arasındaki savaş) gibi sahnelerde Atinalı mitolojik kahramanları betimler. Bu sahneler genellikle Yunanlar ile barbarlar arasındaki mücadeleyi temsil edecek şekilde yorumlanır; burada Perslerin “barbar” olduğuna dair güçlü bir ima vardır. Dahası, frizin muhtemelen Persepolis’teki Pers kabartmalarından etkilendiği düşünülmektedir.

Yunanistan ve Pers: Değişen Bir İlişki

Yunan-Pers Savaşları’na dair Pers perspektifinden elimizde çok az kanıt bulunuyor. Bu nedenle, savaşların Persler üzerinde de –özellikle Atina’da olduğu gibi– aynı etkiyi yaratıp yaratmadığını söylemek zor. Unutmamak gerekir ki Pers İmparatorluğu devasa bir yapıydı. Anakara Yunanistan’ı fethedememek kralı öfkelendirmiş olabilir; ancak bu durum, MÖ 5. yüzyılda Kserkes’in gücünü ve toprak bütünlüğünü ciddi şekilde sarsmamıştı.

Yunanlar, savaşlardaki zaferlerini Pers emperyal gücüne indirilmiş büyük darbeler olarak görüyordu ve bunu destekleyen bazı kanıtlar da mevcut. Muhtemelen algılanan bir zayıflıktan faydalanmak amacıyla, Mısır’da isyanlar baş gösterdi. Mısır daha önce MÖ 480’lerde başarısız bir isyan denemesinde bulunmuş, MÖ 460’larda ise Atina donanmasının desteğiyle yeniden ayaklanmıştı. Çatışma büyük olasılıkla Pers gücünü zayıflatmak isteyen Atinalılar tarafından körüklenmişti. Persler MÖ 454’te ezici bir zafer kazandı; bu durum Atinalıları o kadar endişelendirdi ki, Delos Birliği’nin hazinesini başka bir yere taşıma kararı aldılar.

Yunanistan çok geçmeden Peloponez Savaşları‘na sürüklenecek; bu kez Persler, Yunanları meşgul etmek için çatışmaları körükleyen taraf olacaktı. Persler MÖ 411’de açıkça Sparta ile ittifak kurarak Atina’ya karşı tavır aldı; ancak MÖ 396/5’te İyonlar ile mücadele ederken bu kez Atina ile ittifak yaptılar. Soğuk Savaş niteliğindeki bu durum ve değişken ittifaklar, MÖ 330’larda Büyük İskender’in Pers’i fethine dek devam edecekti.

Yunan-Pers Savaşları, kuşkusuz iki ulus arasındaki ilişkiyi kökten dönüştürdü. İlişki, ticaret ve kültürel alışverişin hâkim olduğu bir zeminden, düşmanlığın ön planda olduğu bir yapıya evrildi; Persler “barbar”, kralları “kadınsı” ve imparatorlukları Yunanistan için varoluşsal bir tehdit olarak tanımlanmaya başlandı.

Bu Makaleyi Paylaş