Büyük Vladimir’in 988’de Hristiyanlığı kabul etmesi, Kiev Rus’un dünyaya hangi eksenden bağlanacağını belirleyen stratejik bir tercihti. Bu karar, yalnızca inanç değişimi değil; diplomasi, meşruiyet ve kurumlaşma hamlesi olarak görülür. Ortaçağ devletleri için din, “dış politika dili”ydi ve Vladimir bu dili Bizans üzerinden kurdu.
Bizans’la kurulan bağ, Kiev Rus’a prestij ve kurumsal model sağladı. Vaftiz ve kilise örgütlenmesi, yazılı kültürün ve yönetim ritüellerinin yayılmasına da zemin hazırladı. Ortodoks dünyaya dahil olmak, Kiev’in ticaret ağlarını güçlendirdiği kadar, elit kültürünü de şekillendirdi.
Din seçimi, içeride de bir birleştirme aracına dönüştü. Farklı kabile ve yerel güçleri tek bir ideolojik çatı altında toplamak, hanedan otoritesi için önemlidir. Yeni din, eski yerel inançların yerine “tek merkezli” bir düzen önerir; bu da siyasi merkezileşmeye hizmet eder.
Elbette dönüşüm bir anda ve sorunsuz gerçekleşmedi. Yerel gelenekler uzun süre varlığını sürdürdü; Hristiyanlık, şehir merkezlerinde daha hızlı kurumsallaşırken kırsalda farklı biçimlerde yaşadı. Bu, Ortaçağ’ın genel gerçeğidir: din, tek bir çizgiyle yayılmaz; katman katman yerleşir.
Vladimir’in tercihi, sonraki yüzyıllarda kimlik tartışmalarının da ana kaynaklarından biri oldu. Ortodoksluk, Doğu Slav dünyasında bir “medeniyet yönelimi” olarak algılandı; bu da tarih anlatılarını politikleştirdi. 988, sadece bir tarih değil, bir hafıza düğümüdür.
Detaylı anlatım: Ukrayna’nın Tarihi: Kiev Ruslarından, Bağımsızlığa ve Bugüne

