6 Ağustos 1945 sabahı saat 08.15’te, ‘Enola Gay’ adlı B-29 uçağı, ‘Little Boy’ isimli uranyum bombasını Hiroşima’nın üzerine bıraktı. 43 saniye sonra, şehir üzerinde yapay bir güneş doğdu. Patlama merkezindeki ısı 4.000 dereceye ulaştı; insanlar buharlaştı, gölgeleri kaldırımlara kazındı. Saniyeler içinde yaklaşık 70.000 kişi öldü, yıl sonuna kadar radyasyon etkisiyle bu sayı 140.000’i bulacaktı. Şehrin %90’ı yerle bir olmuştu.
Japonya şoku atlatamadan, 9 Ağustos’ta Nagazaki’ye ikinci bomba (‘Fat Man’) düştü. Bu kez plütonyum tabanlı daha güçlü bir bomba kullanıldı; ancak şehrin tepelik yapısı yıkımı biraz sınırladı. Yine de 40.000 ila 80.000 arasında insan hayatını kaybetti. Hayatta kalanlar (Hibakuşa), derileri erimiş, su diye yalvaran ‘hayaletler’ olarak tasvir edildi. Radyasyonun uzun vadeli etkileri (kanser, doğum kusurları) on yıllarca sürdü.
ABD, bombaların ‘milyonlarca Amerikan ve Japon hayatını kurtarmak için’ (karadan işgali önlemek adına) atıldığını savundu. Ancak tarihçiler, Sovyetlerin Mançurya’ya girmesinin ve Japonya’nın denizden tamamen kuşatılmış olmasının da teslimiyette etkili olduğunu tartışmaya devam ediyor.
Hiroşima ve Nagazaki, savaşın ‘topyekûn imha’ mantığının vardığı son noktadır. Sivil-asker ayrımının tamamen ortadan kalktığı bu an, insanlık vicdanında derin bir yara açtı. O günden sonra dünya, ‘Kıyamet Saati’nin gölgesinde yaşamaya başladı.
Detaylı anlatım: II. Dünya Savaşı’nın Tarihi: Nasıl Başladı ve Sonuçlandı?

