1944 başlarında Müttefiklerin Roma’ya giden yolu, sarp dağlar ve bunların tepesinde 6. yüzyıldan kalma tarihi bir Benedikten manastırı olan Monte Cassino tarafından kesilmişti. Alman ‘Gustav Hattı’, buradan geçit vermiyordu. Dört ay süren dört ayrı muharebe, savaşın en tartışmalı olaylarından birine sahne oldu.
Müttefik komutanlar, Almanların tarihi manastırı gözetleme kulesi olarak kullandığını düşündü (Almanlar aslında kullanmıyordu, kutsal alana girmemişlerdi). 15 Şubat 1944’te, 200 Amerikan bombardıman uçağı manastıra 1.000 ton bomba attı. Tarihi bina yerle bir oldu. İroni şuydu ki, Alman paraşütçüleri (Green Devils) harabelerin arasına yerleşerek burayı daha da güçlü bir kaleye dönüştürdü.
Savaş bir ‘dağ siper savaşına’ döndü. Yeni Zelanda, Hint, Amerikan ve İngiliz birlikleri ağır kayıplar verdi. Sonunda kilidi açanlar, Polonya 2. Kolordusu oldu. General Anders komutasındaki Polonyalılar (çoğu Sovyet gulaglarından kurtulan askerlerdi), ‘cesetlerin üzerinden yürüyerek’ tepeyi aldı.
18 Mayıs’ta manastırın harabelerine Polonya bayrağı dikildiğinde, geride 55.000 Müttefik ve 20.000 Alman kaybı vardı. Monte Cassino, askeri gereklilik ile kültürel mirasın korunması arasındaki etik çatışmanın en acı örneği oldu.
Detaylı anlatım: II. Dünya Savaşı’nın Tarihi: Nasıl Başladı ve Sonuçlandı?

