Ares, Yunan panteonunda tuhaf bir yalnızlık yaşar: savaşın tanrısıdır ama Yunanlar onu sevmez. Çünkü Ares, savaşın onurlu tarafını değil, kanlı ve kontrolsüz tarafını temsil eder. Athena’nın stratejik düzenine karşı Ares, felaketin kendisidir.
İlyada’da Ares’in yaralanıp kaçması, mitin savaş algısını ele verir: Kaba şiddet bile kırılgandır. Ares, sadece güç değil; öfke ve paniktir. Bu nedenle onun yanında Phobos ve Deimos (korku ve dehşet) yürür; savaş, psikolojik bir yıkımdır.
Ares’in Afrodit ile ilişkisi, savaş ve arzu bağını kurar. Mit, savaşın çoğu zaman “aşk” ve “sahiplenme” üzerinden başladığını ima eder. Truva Savaşı’nın arka planında da bu vardır: arzu, politikayı yakar.
Roma’da Mars’ın yüceltilmesi, kültür farkını gösterir: Roma, savaşla devlet kurar; Yunan ise savaşın yıkıcı bedelini şiire döker. Ares’in sevilmemesi, bir nevi Yunanların kendilerine koyduğu ahlaki mesafedir: savaş gerekir ama kutsanmaz.
Ares miti bugün de çalışır: Şiddeti yüceltmek mi, yoksa onu soğuk bir gerçeklik olarak görmek mi? Ares, savaşın romantikleştirilmesine karşı mitolojinin içindeki uyarıdır.
Detaylı anlatım: Mitolojik Karakterlerin Listesi

