Gilgameş Destanı çoğu zaman ölümsüzlük arayışıyla hatırlanır; oysa destanın kalbi Enkidu ile kurulan dostluktur. Enkidu, doğanın çocuğudur; Gilgameş ise şehrin (Uruk) kralıdır. İkisi karşılaşınca, mit uygarlık ile doğa arasında bir köprü kurar.
Enkidu’nun medeniyete geçişi (Şamhat ile karşılaşması, kent yaşamına girişi), insanlaşmanın bedelini anlatır: doğayı kaybedip kültür kazanmak. Enkidu artık hayvanlarla koşamaz; ama insan dünyasının anlamlarını öğrenir. Bu, insanlığın eski hikâyesidir.
Gilgameş’in Enkidu’ya dönüşmesi ise etik bir dönüşümdür: zorba kral, dostlukla yumuşar. Kahramanlık, canavar öldürmek değil; değişmeyi öğrenmektir. Enkidu’nun ölümü, bu dönüşümün bedelidir.
Destan burada varoluşçu bir çizgiye kayar: Gilgameş ölümle yüzleşir. Ölümsüzlük arayışı, aslında dost kaybının acısını yenme çabasıdır. Mit, büyük soruyu sorar: Ölen birini geri getiremiyorsan, yaşamı nasıl anlamlı kılarsın?
Finalde Gilgameş’in şehrin surlarına bakması, uygarlığı “eser” olarak yüceltir. Dostluk, bireyi dönüştürür; uygarlık, dönüşümün kalıcı izidir.
Detaylı anlatım: Mitolojik Karakterlerin Listesi

