Herakles, Zeus’un Alkmene adında ölümlü bir kadından olan oğludur. Adı ‘Hera’nın Şanı’ anlamına gelse de, hayatı boyunca Hera’nın nefretiyle boğuşmuştur. O, fiziksel gücün, dayanıklılığın ve insan iradesinin en üst sınırıdır. Bebekken bile beşiğindeki yılanları boğması, onun sıradan bir kahraman olmadığını gösterir.
En büyük trajedisi, Hera’nın gönderdiği bir cinnet nöbetiyle karısını ve çocuklarını öldürmesidir. Bu günahından arınmak (Katharsis) için kuzeni Kral Eurystheus’un hizmetine girer ve ’12 Görev’i yerine getirir. Nemea Aslanı’nı boğmak, Hidra’nın başlarını ezmek, Augias’ın ahırlarını temizlemek ve yeraltından Kerberos’u kaçırmak… Bu görevler, insanın doğayı, ölümü ve kendi içindeki canavarları yenme çabasının alegorisidir.
Herakles sadece kaba kuvvet değildir; Atlas’ı kandırıp gökyüzünü taşıtması veya Hidra’nın başlarını dağlayarak kesmesi, pratik zekasını da gösterir. O, hem trajik bir katil hem de kurtarıcı bir kahramandır.
Sonunda çektiği acılar sayesinde ölümlü bedeni yakılarak Olympos’a kabul edilir ve tanrılaşır (Apotheosis). Herakles, çilenin (Pathos) insanı olgunlaştırdığı ve ölümsüzlüğe taşıdığı fikrinin sembolüdür. O, hepimizin içindeki ‘zorluklarla savaşan’ taraftır.
Herakles’in gücü sadece mitolojiyle sınırlı kalmamıştır: Antik çağda Herakles bir ‘kahraman-kült’ figürüydü; şehirler onun adına tapınaklar kurdu, atletler onu koruyucu saydı. Roma dünyasında ise ‘Hercules’ olarak imparatorluk propagandasının parçasına dönüştü: Gücüyle düzen kuran, canavarları temizleyen ‘medeniyet kurucu’ modeli. Bu yüzden Herakles, aynı anda hem suçlu hem kurtarıcı; hem insan hem tanrı olabilen en esnek kahraman arketipidir.
Detaylı anlatım: Mitolojik Karakterlerin Listesi

