Pygmalion, kadınlardan nefret eden bir heykeltıraştır; ideal kadın tasarımını fildişinden yapar ve heykeline aşık olur. Bu hikâye, sanatın gerçeği taklit etmekten öte, gerçeği üretme arzusunu anlatır.
Pygmalion’un heykeline duyduğu aşk, gerçek bir ilişki değil; kontrol edilebilir bir ‘mükemmellik’ arzusudur. Heykel konuşmaz, itiraz etmez, yaşlanmaz. Bu, insanın karmaşık ilişkiler yerine, kendi hayalinin güvenli alanına sığınmasıdır.
Afrodit, Pygmalion’un duasını kabul eder ve heykel canlanır (Galatea). Mit burada tuhaf bir mutlulukla biter gibi görünür: Sanat gerçeğe dönüşür. Ancak aynı zamanda bir uyarı da taşır: Sevgi, bir nesneyi canlı kılma fantezisine dönüşürse, insan ilişkisi olmaktan çıkar.
Pygmalion miti, modern kültürde sayısız kez yeniden yazılmıştır: ‘My Fair Lady’ gibi eserler, bir insanı şekillendirme (eğitme) projesinin etik sorunlarını taşır. Sevgi mi, sahiplenme mi? Dönüştürmek mi, kabul etmek mi?
Bu mit, yaratıcı gücün (sanatçının) tanrısal bir yanı olduğunu söyler ama aynı zamanda yaratıcı gücün kibirle birleştiğinde tehlikeli olabileceğini de hatırlatır.
Detaylı anlatım: Mitolojik Karakterlerin Listesi

