Osmanlı İmparatorluğu, çok dinli ve çok kültürlü bir imparatorluktu. İslam, devletin resmi diniydi ancak gayrimüslimler, kendi dinlerini özgürce yaşayabiliyordu. Millet sistemi, farklı dini toplulukların örgütlenmesini sağlıyordu.
İslam, Osmanlı toplumunun temelini oluşturuyordu. Şeriat hukuku, Osmanlı hukuk sisteminin temelini oluşturuyordu. Ulema, Osmanlı toplumunun önemli bir sınıfıydı. Camiler, medreseler ve tekke’ler, İslami hayatın merkeziydi.
Hristiyanlar, Osmanlı toplumunun önemli bir parçasıydı. Rumlar, Ermeniler ve diğer Hristiyan topluluklar, kendi kiliselerinde ibadet edebiliyordu. Patrikler, kendi cemaatlerini yönetiyordu. Hristiyanlar, devlet hizmetinde de bulunabiliyordu.
Yahudiler, Osmanlı toplumunun önemli bir parçasıydı. 1492’de İspanya’dan kovulan Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı. Osmanlılar, Yahudilere hoşgörü gösterdi ve onlara yerleşme imkanı sağladı. Yahudiler, ticaret ve zanaat alanlarında başarılı oldu.
Hoşgörü, Osmanlı yönetiminin önemli bir ilkesiydi. Ancak bu hoşgörü, mutlak değildi. Gayrimüslimler, cizye vergisi ödüyordu ve bazı kısıtlamalara tabiydi. Ancak genel olarak, Osmanlılar, farklı dini topluluklara hoşgörü gösteriyordu.
Tasavvuf, Osmanlı dini hayatının önemli bir parçasıydı. Mevlevi, Bektaşi ve diğer tarikatlar, Osmanlı toplumunda etkiliydi. Tekke’ler, hem dini hem de sosyal merkezlerdi. Tasavvuf, Osmanlı kültürünü derinden etkiledi.
Osmanlı dini hoşgörüsü, zamanla değişti. 19. yüzyılda milliyetçilik akımları, dini hoşgörüyü zayıflattı. Balkanlar’daki isyanlar ve Ermeni sorunu, Osmanlı dini hoşgörüsünün sınırlarını gösterdi. Ancak Osmanlı dini hoşgörüsü, tarihsel bir gerçeklikti.
