Pax Romana (‘Roma Barışı’), İmparator Augustus’un M.Ö. 27’de başa geçmesiyle başlayan ve M.S. 180’de Marcus Aurelius’un ölümüyle sona eren, yaklaşık 200 yıllık göreceli istikrar, refah ve hegemonya dönemidir. Bu dönemde Roma, İskoçya sınırından Sahra Çölü’ne, Atlantik’ten Fırat Nehri’ne kadar uzanan devasa bir coğrafyada iç savaşları bitirmiş, korsanlığı yok etmiş ve güvenli bir ticaret ağı kurmuştu.
Bu ‘barış’, pasifist bir uyum değil, ‘silahlı bir barış’tı. Sınırlardaki 30 lejyonun caydırıcı gücü sayesinde, imparatorluk içindeki eyaletlerde surlara gerek kalmamıştı. Bir tüccar, Antakya’dan yola çıkıp İspanya’ya kadar aynı parayı (denarius) kullanarak, aynı hukuk kurallarına tabi olarak ve aynı dili (Latince/Yunanca) konuşarak güvenle seyahat edebilirdi. Edward Gibbon, bu dönemi ‘insanlık tarihinin en mutlu çağı’ olarak tanımlamıştır.
Pax Romana, şehirleşmenin zirve yaptığı dönemdi. Eyaletlerdeki elitler, Roma yaşam tarzını (Romanitas) benimseyerek hamamlar, tiyatrolar ve forumlar inşa ettiler. Roma vatandaşlığı yavaş yavaş eyaletlere yayıldı. Ticaret hacmi o kadar büyüdü ki, Hindistan’dan baharat, Çin’den ipek, Baltık’tan kehribar Roma pazarlarına aktı.
Ancak bu barışın bir bedeli vardı: Tacitus’un bir Britanyalı şefe söylettiği gibi, ‘Çöl yaratıyorlar ve buna barış diyorlar.’ Fethedilen halklar için Pax Romana, ağır vergiler, köleleştirilme ve kültürel asimilasyon demekti. Barış, Roma’nın mutlak hakimiyetini kabul edenler içindi; isyan edenler (örneğin M.S. 66-70 Yahudi İsyanı) acımasızca ezildi.
Dönem, ‘Beş İyi İmparator’ (Nerva, Trajan, Hadrian, Antoninus Pius, Marcus Aurelius) ile altın çağını yaşadı. Ancak Marcus Aurelius’un oğlu Commodus’un tahta geçmesiyle (M.S. 180) bu istikrar dönemi sona erdi ve Roma, 3. yüzyıl krizinin kaosuna sürüklendi.
Detaylı anlatım: Antik Roma İnsanlarının Günlük Yaşamı

