İmparatorluk döneminde nüfusu 1 milyona ulaşan Roma, antik dünyanın ilk megalopolüydü ve bugün bildiğimiz anlamda trafik sıkışıklığını yaşayan ilk şehirdi. Dar, kıvrımlı ve yokuşlu sokaklar, insan kalabalığı, seyyar satıcılar ve hayvanlarla doluydu. Şair Juvenal ve hiciv yazarı Martialis, Roma sokaklarında yürümenin tehlikelerinden, kalabalıktan ezilme riskinden sıkça bahseder.
Jül Sezar, bu kaosu yönetmek için tarihin bilinen ilk trafik düzenlemesi olan ‘Lex Iulia Municipalis’i çıkardı. Bu yasaya göre, inşaat malzemesi taşıyanlar ve dini tören araçları hariç, tekerlekli yük arabalarının gün doğumundan gün batımına kadar (yaklaşık 10 saat) Roma şehir merkezine girmesi yasaklandı. Bu, gündüzleri sokakları yayalara bırakırken, lojistik operasyonları geceye kaydırdı.
Ancak bu yasa başka bir sorunu doğurdu: Gürültü kirliliği. Gece boyunca Arnavut kaldırımlarında (via strata) giden demir tekerlekli ağır arabaların, atların ve sürücülerin bağırışlarının yarattığı gürültü, Roma’da uyumayı imkânsız hale getiriyordu. Juvenal, ‘Roma’da uyumak zengin işidir’ diyerek, sadece kalın duvarlı ve bahçeli villalarda (domus) yaşayanların sessizliğe erişebildiğini belirtmiştir.
Zenginler, kalabalığın içinde yürümek yerine ‘lectica’ adı verilen tahtırevanlarla, 4 ila 8 köle tarafından taşınırdı. Tahtırevanın önünde giden ‘anteambulones’ adlı köleler, ‘Yol açın!’ diye bağırarak ve gerekirse dirsek atarak efendilerine yol açardı. İmparator ve yüksek rütbeli memurlar için bu bir statü göstergesiydi.
Atlı araba kullanımı şehir içinde yasaktı; atlar genellikle şehir kapılarında bırakılır veya sadece Campus Martius gibi eğitim alanlarında kullanılırdı. Şehir içinde atlı araba sürme ayrıcalığı, sadece ‘Triumph’ (zafer) geçidi yapan generallere, Vestal Bakirelerine ve imparatorluk ailesine tanınmıştı. Hadrianus, trafik yoğunluğunu azaltmak için şehir içine giren at ve eşek sayılarına bile kısıtlama getirmişti.
Detaylı anlatım: Antik Roma İnsanlarının Günlük Yaşamı

