Cephe sayısının artması, Almanya’nın II. Dünya Savaşı’ndaki en büyük yapısal sorunlarından birine dönüştü: kaynakların aynı anda birden fazla stratejik hatta bölünmesi. Çok cepheli savaş, sadece asker sayısı değil, ikmal, üretim ve komuta kapasitesinin de parçalanması demektir.
Erken dönemde hızlı başarılar, stratejik iştahı büyüttü; ancak savaş uzadıkça cephelerin “maliyeti” birikti. Doğu Cephesi’nin genişliği, insan gücü ve lojistik yükü devasa bir baskı üretti. Aynı anda Batı’da hava/deniz baskısı ve 1944 sonrası kara cephesi, kaynakları daha da gerdi.
Çok cepheli savaşta en kritik kırılma lojistiktir: yakıt, yedek parça, ulaşım ağı ve üretim kapasitesi, bir cepheye aktarıldığında diğerinde açık yaratır. Bu da stratejik esnekliği azaltır ve “hızlı manevra” avantajını törpüler.
Cephe sayısının artması, müttefiklerin koordinasyonuyla birleştiğinde daha da etkili olur. Müttefikler, farklı cephelerden baskıyı senkronladıkça Almanya’nın karar alma seçenekleri daraldı. Sonuç, yıpratma ve kaynak aşınmasının hızlanmasıdır.
Özetle, cephe sayısının artması Almanya’yı askeri olarak değil, özellikle lojistik ve üretim kapasitesi açısından zorlayarak teslimiyete giden yolu hızlandırdı.
Detaylı anlatım: II. Dünya Savaşı’nın Tarihi: Nasıl Başladı ve Sonuçlandı?

