Japonya’nın teslimiyetini sadece atom bombalarına bağlamak, tarihin önemli bir parçasını eksik bırakır. 8 Ağustos 1945’te (Hiroşima’dan iki gün sonra), Sovyetler Birliği Japonya’ya savaş ilan etti ve ‘Ağustos Fırtınası’ operasyonuyla Mançurya’ya girdi. Bu, Japon İmparatorluk Kara Kuvvetleri’nin gururu olan Kwantung Ordusu için yıkıcı bir darbeydi.
Japon liderliği, aylardır Sovyetlerin arabuluculuğunda ‘onurlu’ bir barış anlaşması umuyordu. Ancak Stalin’in saldırısı, bu diplomatik çıkış yolunu tamamen kapattı. Kızıl Ordu, Blitzkrieg taktiklerini uygulayarak devasa Mançurya coğrafyasında hızla ilerledi. Japon ordusu, tank ve hava desteğinden yoksundu ve Sovyet mekanize birlikleri karşısında çaresiz kaldı.
Japon Yüksek Konseyi için Sovyet işgali, Amerikan işgalinden daha korkutucu bir senaryoydu: İmparatorluk sisteminin (Kokutai) tamamen yok edilmesi ve komünist bir rejim. Başbakan Suzuki Kantaro, ‘Sovyetler Mançurya’yı alırken, Kore’yi de alacaklar, oyun bitti’ demişti.
Mançurya Harekâtı, Japonya’yı ‘çift kıskaca’ aldı: Bir tarafta Amerikan nükleer yıkımı, diğer tarafta Sovyet kara işgali. Bu stratejik çaresizlik, İmparator Hirohito’nun ‘dayanılmaz olana dayanmak’ diyerek teslimiyeti kabul etmesinde, bombalar kadar etkili bir faktördü.
Detaylı anlatım: II. Dünya Savaşı’nın Tarihi: Nasıl Başladı ve Sonuçlandı?

