Ukrayna’da “kültürel savaş” dediğimiz şey, çoğu zaman anıtlar, sokak isimleri, müfredat ve resmi anma günleri üzerinden yürür. Bu alanlar, bir toplumun kendini nasıl anlattığını belirler. Tarihsel figürlerin kim olduğu, kimin kahraman sayıldığı ve hangi dönemin “kolonyal” olarak tanımlandığı; bugün siyasi yönelimle doğrudan ilişkilidir.
Sovyet mirası, Ukrayna şehirlerinde fiziksel bir iz bıraktı: heykeller, isimler, kurum kültürü. Bu mirasla hesaplaşma girişimleri, “komünizmden arındırma” gibi başlıklarla yürütüldü; fakat zamanla daha geniş bir “Russuzlaştırma” tartışmasına da evrildi. Buradaki risk, hafızanın bir hesaplaşma alanı olurken yeni ayrışmalar üretmesidir.
Hafıza politikası, sadece geçmişi düzeltme değil, geleceği kurma çabasıdır. İnsanlar hangi hikâyeyle büyürse, hangi ülkeyi hayal edecekleri de ona göre şekillenir. Bu nedenle anıt tartışmaları “boş sembol” değildir; bir kuşağın zihnini biçimlendiren araçlardır.
Ancak hafıza politikası, çoğu zaman acı ve travmayı da taşır: Holodomor, savaş, sürgünler, işbirliği tartışmaları. Bir toplum bu dosyaları açtığında, sadece heykel indirmez; aile hikâyelerini de tartışır. Bu nedenle hafıza siyaseti, aynı anda terapötik ve çatışmalı olabilir.
Ukrayna’da kültürel savaş, modern devletleşmenin bir parçası olarak okunabilir: devlet, kimliğini netleştirmeye çalışır; toplum, bunun bedellerini tartışır. Bu süreç, kriz dönemlerinde hızlanır ve sertleşir. Ukrayna’da son yıllarda hafıza alanı, güvenlik alanıyla neredeyse birleşmiş durumda.
Detaylı anlatım: Ukrayna’nın Tarihi: Kiev Ruslarından, Bağımsızlığa ve Bugüne

