II. Dünya Savaşı’nda ideolojinin bu kadar belirleyici olmasının nedeni, savaşın sadece toprak ve güç mücadelesi değil; aynı zamanda toplumları dönüştürme ve “düşman” tanımını yeniden kurma iddiası taşımasıdır. İdeoloji, hedefleri sertleştirdiği için şiddetin kapsamını da büyütür.
Nazi ideolojisi, ırkçı bir dünya görüşüyle askeri hedefleri aşan bir şiddet rejimi üretti. Bu, işgal yönetimlerinin sertliği, sivillere yönelik uygulamalar ve Holokost gibi süreçlerde açık biçimde görülür. Savaş, bazı cephelerde “yok etme” hedefiyle yürütülen bir mücadeleye dönüştü.
İdeoloji aynı zamanda ittifakların ve düşmanlıkların çerçevesini etkiledi. Dış politikada “varoluşsal tehdit” algısı, müzakere alanını daraltır ve savaşın uzamasını kolaylaştırır. İçeride ise seferberlik, propaganda ve toplumsal disiplin, ideolojik dil üzerinden güçlenir.
Bu nedenle ideoloji, savaşın hem stratejik hem de insani sonuçlarında merkezi bir rol oynar. Şiddetin sınırları genişledikçe, savaş sonrası düzenin etik ve hukuki tartışmaları da daha ağır bir mirasla şekillenir.
Özetle: İdeoloji, hedefleri sertleştirip şiddeti ölçeklediği için II. Dünya Savaşı’nın karakterini belirleyen ana faktörlerden biridir.
Detaylı anlatım: II. Dünya Savaşı’nın Tarihi: Nasıl Başladı ve Sonuçlandı?

