8 Temmuz 1853’te Edo Körfezi’ne (Tokyo) giren dört siyah, duman püskürten gemi, Japonya’nın 250 yıllık uykusunu (Sakoku) kabusa çevirdi. Amerikalı Komodor Matthew Perry, Başkan Fillmore’un mektubunu getirmemiş, adeta ‘kapıyı tekmeleyerek’ içeri girmişti. Japonlar bu buharlı gemilere ‘Kurofune’ (Kara Gemiler) adını verdi; çünkü bunlar sadece boyalarıyla değil, getirdikleri belirsiz gelecekle de karanlıktı.
Japon samurayları kılıçlarını çekti ama Perry’nin Paixhans topları karşısında çaresizdiler. Şogunluk panikledi. Perry, ‘Bir yıl sonra daha büyük bir filoyla döneceğim, cevabınızı o zaman alacağım’ diyerek gitti. Döndüğünde (1854), Japonya’nın ‘Kanagawa Antlaşması’nı imzalamaktan ve limanlarını açmaktan başka çaresi kalmamıştı. Bu, ‘Eşitsiz Antlaşmalar’ döneminin başlangıcıydı.
Perry’nin getirdiği hediyeler (minyatür bir buharlı tren, telgraf makinesi ve viski), Japon elitinde bir şok etkisi yarattı. Batı’nın teknolojisi karşısında ne kadar geri kaldıklarını (ve savunmasız olduklarını) ilk kez somut olarak gördüler. Bu teknolojik aşağılanma, Japon modernleşme hırsının (Sonno Joi – İmparatoru Yücelt, Barbarları Kov) fitilini ateşledi.
İroni şuydu ki, Perry Japonya’yı ticarete açmak istedi ama istemeden bir devrim başlattı. Şogunluğun yabancılara karşı acizliği, otoritesini sarstı ve genç samurayların gözünü Kyoto’daki İmparator’a çevirmesine neden oldu. Kara Gemiler, Şogun’un tabutuna çakılan ilk çiviydi.
O günlerde bir halk şairi, durumu şu Haiku ile özetlemişti: ‘Jokisen (bir tür çay) uykudan uyandırır / Sadece dört fincan (dört gemi) / Ve bir daha gece uyuyamazsın.’ Japonya gerçekten de o günden sonra bir daha asla eski huzurlu uykusuna dönemedi.
Detaylı anlatım: Japonya’nın Tarihi: Kuruluşundan Orta Çağ Dönemine Kadar

