Afrodit (Venüs), Olympos’un en eski ve en güçlü tanrıçalarından biridir. Hesiodos’a göre, Kronos’un babası Uranüs’ün cinsel organını kesip denize atmasıyla oluşan köpüklerden (aphros) doğmuştur. Bu şiddetli ve erotik doğum, aşkın sadece romantik değil, aynı zamanda kaotik, ilkel ve sarsıcı doğasını simgeler. O, güzelliğin, cinsel çekimin ve tutkunun tanrıçasıdır.
Tanrılar bile onun cazibesine karşı koyamaz. Bu tehlikeli gücü kontrol altına almak için Zeus, onu en çirkin ve topal tanrı Hephaistos ile evlendirmiştir. Ancak Afrodit, aşkın kurallara ve kontratlara (evliliğe) hapsedilemeyeceğini kanıtlarcasına Ares (Savaş) ile uzun ve tutkulu bir ilişki yaşamıştır. Savaş ve Aşkın bu birlikteliği (Eros ve Harmonia çocuklarıdır), yaşamın zıtlıkların uyumundan doğduğunu anlatır.
Afrodit’in kaprisleri imparatorluklar yıkabilir. Üç Güzeller Yarışması’nda (Paris’in Yargısı), Truvalı Paris’e ‘dünyanın en güzel kadınını’ (Helen) vaat ederek rüşvet vermesi, 10 yıl süren Truva Savaşı’na ve koca bir medeniyetin yok oluşuna neden olmuştur. Bu, cinsel arzunun (Libido) medeniyetleri bile sürükleyebilecek yıkıcı gücünü gösterir.
Sanat tarihinde en çok tasvir edilen tanrıçadır. Praxiteles’in ‘Knidos Afroditi’ (ilk çıplak kadın heykeli) ve Botticelli’nin ‘Venüs’ün Doğuşu’, batı estetiğinin temel taşlarıdır. Onun sembolleri (güvercin, gül, deniz kabuğu), bugün bile aşkın evrensel ikonlarıdır.
Afrodit, mantığın bittiği yerde başlayan duygudur. İnsanı (ve tanrıyı) en zayıf anında yakalayan, bazen yücelten bazen de rezil eden o karşı konulmaz çekim gücüdür. O olmadan yaşamın devamı (üreme) mümkün değildir.
Detaylı anlatım: Mitolojik Karakterlerin Listesi

