Ukrayna’da yolsuzluk tartışmaları, bağımsızlık sonrası dönemin en kalıcı başlıklarından biri oldu. Bunun nedeni, yolsuzluğun sadece “ahlaki” bir sorun değil, kurumların zayıflığıyla ilgili yapısal bir mesele olmasıdır. Kuralların uygulanmadığı yerde kurallar, pazarlık malzemesine dönüşür.
1990’ların hızlı ve çoğu zaman şeffaf olmayan özelleştirmeleri, devletin ekonomik alan üzerindeki denetimini zayıflattı. Kamu ihaleleri, enerji fiyatlandırması, vergi denetimleri ve hukuk sistemi; çıkar ağlarının doğrudan hedefi haline geldi. Böyle bir ortamda siyaset, program yarışından çok kaynak dağıtımına dönüşebilir.
Yolsuzluğun kronikleşmesinde yargı bağımsızlığı ve kolluk kurumlarının kapasitesi belirleyicidir. Hukuk, güçlüye dokunmuyorsa yolsuzluk ‘risk’ olmaktan çıkar. Bu nedenle reform paketleri, sadece yeni kurumlar kurmayı değil, eski alışkanlıkları kırmayı gerektirir; bu da siyasi maliyet demektir.
Turuncu Devrim ve Euromaidan gibi kitlesel hareketler, yolsuzluğa karşı toplumsal sabrın tükendiğini gösterdi. Ancak sokak enerjisini kurumsal reformlara dönüştürmek zordur: bürokrasi, çıkar ağları ve dış baskılar aynı anda çalışır. Ukrayna’nın reform hikâyesi bu nedenle inişli çıkışlıdır.
Yolsuzluk meselesi, Ukrayna’nın dış politika yöneliminde de rol oynar; çünkü Avrupa kurumlarıyla entegrasyon, yönetişim standartları ve şeffaflık şartlarıyla birlikte gelir. Ukrayna’da yolsuzlukla mücadele, hem içeride bir “devlet kurma” mücadelesi hem dışarıda bir “meşruiyet” mücadelesidir. Bu çift baskı, konuyu kalıcı kılar.
Detaylı anlatım: Ukrayna’nın Tarihi: Kiev Ruslarından, Bağımsızlığa ve Bugüne

